Meydanın gündemine taşınan uyuşturucu operasyonlarıyla toplum, magazinleştirilmiş kişisel bilgilere maruz kaldı. Özel hayatın sınırlarının hoyratça ihlal edildiği bu soruşturmalarda suç mefhumu muğlaklaştı.
Bu haberlerin ardından açılan etik değerler tartışmasında da yönümüzü bulmak güçleşiyor. Bir yandan her zümreye göre değişkenlik gösteren bir “toplumsal ahlak” söylemi altında sosyal medya linçleri örgütleniyor. Diğer yandan ise uyuşturucu kullandığı iddia edilen kişiler teşhir edilerek kamuoyunun önüne atılırken, uyuşturucu ticaretinin asıl büyük aktörleri görünmez kılınıyor.
Önce bazı sanatçılar şafak operasyonlarıyla uyuşturucu testine götürülüp serbest bırakıldı. Araçlardan indirilişlerinden hastaneye götürülmelerine kadar bütün süreci canlı yayınlarla izledik. Ardından test sonuçları açıklandı, kullandıkları reçeteli ilaçların etken maddeleri dahi ayrıntılarıyla kamuoyuna sunuldu.
Halihazırda TMSF’nin kayyım olarak atandığı Habertürk’ün Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un gözaltına alınmasıyla konu, bu kez inmemek üzere, yeniden manşetlere taşındı. Aynı operasyonda “teste götürülen” spiker Ela Rümeysa Cebeci’nin, “devletime güvenip şifresini verdim” dediği telefonundan çıktığı iddia edilen özel yazışmalar ve videolar bazı medya kuruluşları tarafından ortalığa saçıldı. Bu kayıtların ne kadarı gerçekten onun telefonuna ait ya da ne kadarı soruşturmayla ilgili, henüz bilmiyoruz.
Ardından Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran da aynı soruşturma kapsamında teste götürüldü. Bazı medya mensuplarının önceden “önemli bir isim alınacak” diyerek işaret ettiği kişinin o olduğu konuşuldu. Kulübün taraftarları operasyona tepki gösterdi.
Kamu yararı ilkesi ve kişilik hakları arasındaki ince çizgi
Bazı gazeteciler konuyu yalnızca özel hayata ilişkin ayrıntılar üzerinden ele alırken, bazıları dosyadan önlerine konan bilgileri adanmış bir tutumla bire bin katarak, kimi zaman da hikâyeleştirerek aktarıyor. Bazıları ise “kimlerin alınacağını” listeleyerek toplumu hizaya sokmaya çalışıyor, belki de kişisel çıkarları doğrultusunda koltuk kavgasında bir adım öne geçiyor. Bazı gazetecilerse tam tersine, habere bir yargı mensubu edasıyla yaklaşıyor.
Örneğin bir gazeteci, “soruşturmanın gizliliği vardır, soruşturma haber yapılmaz” ezberini tekrarlıyor. Oysa elbette yapılır; haberleştirilebilecek soruşturmalar vardır ve bu, konunun kamu yararıyla doğrudan ilgilidir. Nitekim 10 Ekim katliamına ilişkin soruşturmada ortaya çıkan ayrıntılar açıkça haber değeri taşır: Bir IŞİD mensubunun soruşturmaya dahil edilmemesi ya da saldırı öncesi yapılan ihbarın sümenaltı edilmesi, her koşulda ve her ülkede haberdir.
Bu iki uç arasında gerçekten gazetecilik kaygısı güdenler için kılavuz belli: Kamu yararı ilkesi. Ancak kişilik haklarıyla kamu yararının sınırlarının iç içe geçtiği durumlarda çizgiyi çekmek zorlaşıyor; işte o zaman da devreye temel hukuki haklar giriyor.
Avukat Melike Yüksel ile, henüz şüpheli olup olmadıkları dahi netleşmemiş kişilerin sağlık bilgileri başta olmak üzere özel hayatlarına ilişkin unsurların medyaya taşınmasını, bu yayınların lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve soruşturmanın gizliliği bağlamında hukuka aykırı uygulamalar bulunup bulunmadığını konuştuk.
Avukat Yüksel, “Son dönemde kamuoyuna yansıyan uyuşturucu operasyonlarında kişilerin sabahın erken saatlerinde evlerinden gözaltına alınması, adli tıpa götürülerek uyuşturucu testine tabi tutulması, bu süreçlerin görüntülenip medyaya servis edilmesi ve ardından test sonuçlarının paylaşılması ilk bakışta uyuşturucuyla mücadele görüntüsü yaratsa da, ceza muhakemesi hukuku çerçevesinde ciddi usul ve hak ihlalleri içeriyor” diye uyarıyor.
Melike Yüksel, bu uygulamaların hem CMK’ya hem de soruşturmanın gizliliğine aykırı olduğunu söylüyor. “Hakkında yeterli şüphe bulunmayan kişilerin, yalnızca duyum veya üçüncü kişilerin soyut beyanlarıyla evlerinden alınarak gözaltına götürülmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen yakalama ve gözaltı tedbirlerinin istisnai niteliğine aykırıdır,” diyor Yüksel. “Oysa kişi savcılık tarafından davet edilerek de ifade vermeye çağrılabilir; zorunluluk bulunmaksızın sabaha karşı ev baskınıyla gözaltına alınması ölçülülük ilkesini ihlal eder.”
Uyuşturucu soruşturmalarında, özellikle bazı medya kuruluşlarının yalnızca savcılığın soruşturma dosyasında bulunması gereken çok sayıda görüntü paylaştığına tanık olduk. Avukat Yüksel, bu paylaşımların da kanunen soruşturmanın gizliliğinin ihlali kapsamında değerlendirileceğine dikkat çekiyor. “Adli tıp süreci ve test sonuçlarının görüntülerle birlikte basına servis edilmesi, soruşturmanın gizliliği ilkesine açıkça aykırıdır. Bu ilkenin amacı, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını korumaktır; zira soruşturma sonunda dava açılmayabilir, açılması halinde bile beraat kararı çıkabilir,” diyor Yüksel. “Soruşturma aşamasında kişinin toplum nezdinde damgalanması telafisi güç zararlar doğurur. Nitekim TCK’nın 285. maddesi uyarınca soruşturmanın gizliliğini ihlal edenler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülür,” diye ekliyor.
“Toplumsal güven duygusu yıpranır”
Avukat Yüksel, kişiye özel bütün ayrıntıların “haber” adı altında yayımlanmasının doğurabileceği hukuki sonuçları ise şöyle yorumluyor: “Şüphelilerin görüntülerinin, sağlık raporlarının ve test sonuçlarının basına verilmesi kişisel verilerin hukuka aykırı ifşası niteliğindedir. Bu durum ceza hukuku yönünden suç teşkil ettiği gibi, tazminat hukuku bakımından da kişilik haklarına saldırı sebebiyle sorumluluk doğurur.”
Fakat Avukat Yüksel’e göre bütün bunlardan daha da önemlisi, bu uygulamaların toplumda “herkesin özel alanının ve kişi güvenliğinin tehdit altında olduğu” yönünde bir algı yaratması. “Ceza muhakemesi tedbirleri güç gösterisi ya da kamuoyu manipülasyonu amacıyla değil, somut delile dayalı, zorunlu ve ölçülü şekilde kullanılmalıdır. Aksi halde hukuk devleti ilkesi zedelenir, keyfi uygulama riski artar, toplumsal güven duygusu yıpranır,” diyor Yüksel ve ekliyor: “Uyuşturucuyla mücadele elbette devletin görevidir; ancak yöntem hukuk dışına çıktığında mücadele amacını aşar ve temel haklara zarar verir.”